06 02 2007

DEPRESYON

Hani o anlar var ya…Çöküş anlarımız…Dirilip kalkmak isteyip de o gücü kendimizde bulamadığımız… Üst üste gelmiştir her şey…Sonudur sanki dünyanın…Daha önce hiç bu kadar kötü hissetmemiş,hiç bundan karamsar olmamışızdır… Bir kova dolusu kaynar su üstümüzden boşalmış,yahut bir uçurumdan yuvarlanmışızdır… Dipteyim kelimesi yetersiz kalmıştır anlatmaya hislerimizi…Eli kolu kalkmaz,konuşmayı bile istemez bir haldeyizdir…Ararım seni diye kapanan telefonların geri dönüşü bir türlü mümkün olmaz… Ne bir sihirli değnek dokunur beklediğimiz,ne de o hayali kurtarıcı gelir sislerin arasından…Bütün kapılar kapanmış gibidir üstümüze,gözlerimiz kör ve sağırdır kulaklarımız her bir sese… Polyannacılık oynamaktan da bıkmışızdır artık,yokları var saymaktan,yetinmekten…Küçücük bir çığlıktır artık isyan…Sadece yüreğimizde yankılanan… Ben miyim,yoksa gül mü vazoda solan?Tükeniyorum,yok mu durduran!     Defalarca bakmışızdır bu pencereden oysa…Bir başka pencere gelmez aklımıza o an… Her şey yitirir anlamını… Hayat,ölüm,mutluluk,umut…Hepsi bir sanıdan ibaret,hepsi bir kandırmacadan…  YADELFİN ... Devamı

08 06 2006

PARANOYA

     Gönül isterdi ki, paranoyalardan uzak bir yaşamımız olsun…Hani öyle çok da uzaklarda değil, kapıların kilitlenmeden yatıldığı zamanlar…Paspas altı anahtarlar…Bahçelerde,balkonlarda duran kap kacaklar…Tenezzülü mü yoktu insanların,bu günkünden çok mu iyiydi yaşam koşulları yahut dürüstlük mü vardı?Elbette her dönem vardı hırsızlık olayları ama bu denli çok değildi insanların korkuları…       Uzak da olsa okulları yürüyerek giderdi mahallenin çocukları…Bu günkü gibi ellerinde cep telefonları,yüreği ağzında beklemezdi anneleri onları…Belki nasihatler edilirdi yine yabancılarla konuşma,bilmediğin bir yere gitme diye ama beş dakika gecikseler ortalık ayağa kaldırılmazdı…Çıkagelirdi çocuk elinde yarısı yenmiş dondurmayla yada kan ter içinde bir futbol topuyla… Okul önlerinde rengarenk macunlar satılırdı Şimdiyse masum macuncuların yerini ,gençleri rengarenk hayallerle kandıran uyuşturucu tacirleri aldı …Bir zamanlar en yaramazının bile olsa olsa sapan varken cebinde ,envayi tür alet dolaşır oldu   bu gün    çocukların elinde…         Her birimiz muhteşem gerilim senaryoları yazan birer senariste dönüştük…Arabamızın kapılarını biner binmez kilitliyor,çantalarımıza sarılarak yürüyor evdeki her tıkırtıda kulak kesilip "şimdi ne yapsam" diye düşünüyoruz…Gergin,endişeli ve paranoyağız…Neyi beklediğimizi bilmeden ha oldu ha olacak bir şeyleri bekliyoruz…Korkularımıza her geçen gün yenilerini ekliyoruz…        Din kuralarına göre günah,ahlak kura... Devamı

20 05 2006

YALNIZLIK

Merhaba yalnızlık! Çokuncu defadır baş başayız işte yine…      Hayatımın yanı başından geçenleri yine el çabukluğu ve büyük bir ustalıkla atıverdim uzaklara…Yok kardeşim,hayır!Geçeceksen uzaktan geç edasıyla…Sonra da oturmuş baş başa yalnızlığımla, acıyorum yalnız yanlarıma…          En kötü zamanlarımda bile yaslanacak bir omuz,ağlayınca göz yaşımı silecek,şefkatle saçlarımı okşayacak bir el,beni teselli edecek,sarıp sarmalayacak bir yürek hasreti çeken ve bunu kendine bile itiraf etmekten kaçan ben….İşte şimdi yine her zamanki alışkanlığımla kucaklaşıyorum yalnızlığımla …     Her zaman; “yalnız gelir ve yine yalnız gideriz” derim,bunu en iyi bilenlerden biri de benim…Oysa;güzel olurdu belki de paylaşmak…Sana sen kadar yakın biriyle;mutlulukları,acıları,sevinçleri ve hüznü…O alıversindi senin omuzlarından birazcık olsun yükü…Yoruluncaya kadar taşıyıp sonradan geri verse de,bu kısa süreli hafiflik bile yetebilirdi belli ki her şeyi yeniden göğüslemeye…Birliktelik dedikleri böyle bir şey olmalı…Benim yabancısı olduğum bir şey…     Uçmayı öğrenip babamdan,bütün diğer kuşlar gibi uçup gittim yuvamdan…Kendi yuvamı kurdum sonraları…Yani kurdum sandım,ve bir nisan sabahı arkamı dönüp baktığımda,yuvasız bir kuş olduğumu gördüm  aslında...Koca bir ormanda, gelecek kışa dair hiçbir hazırlığımda yokken kalakaldım bir başıma…İşte o gün bu gündür yalnızlık diyorum öbür adıma…      Göçüp gidebilirim göçmen bir kuş gibi bir başka diyara…Yepyeni ve alışılma... Devamı

03 09 2007

YAVRUSUNDAN AYRI KALAN ANNE

“Parçalanmış ailelere,yavrusundan ayrı kalan annelere ve annesinden ayrı kalan yavrulara”             12.08.2007- 23.51 “Meleğim seni çok özledim eminsin görüşeceğiz değil mi?Canım annem benim seni çok seviyorum canım annem canım” “İyi geceler tatlı rüyalar meleğim” 14.08.2007-22.13 “Annem ne haber? Benim sınavım bu pazartesi.Sınavlardan sonra 3-5 gün yazlığa gideceğim.Sonra babam plan yapıyor geleceğim ama çok kalamayacağım haberin olsun annem seni çok seviyorum.İyi geceler…” 22.08.2007-09.33 “Annem sınava yarım saat sonra gireceğim bana dua et!Bu çok önemli.Seni seviyorum.” 23.08.2007-01.21 “Annem ben sana geleceğim bir hafta ama vakit su gibi geçecek nasıl çıkaracağız özlemimizi?Yetecek mi sence?Ben o günleri sana sarılarak geçirsem ancak bir günün hasreti çıkar…” 26.08.2007-23.51 “Annem ben yarın saat 15.30 da uçağa biniyorum.Tamam mı şeker?”          Bir kandil hediyesi olarak geldi pamuk kızım…Kısacık zamanı dolu dolu geçirmek istiyorduk. “ Dedemi,dayımı ve kuzenimi görmek istiyorum”dedi…Kısacık zamana;alış verişi,gezmeyi,denizi ve şehir dışı ziyaretleri de ekledik…Gerçekten su gibi geçiyordu zaman…”Gel anne,sarılıp yatalım”ve “haydi beni sev!” diyordu sürekli…      Ve gitti güzel kızım ardında dağ gibi hasretini bırakarak…Havaalanından eve döndüğümde onu gider gitmez özlediğimi fark ettim…Üstelik evin her köşesinde hatıralarını bırakmıştı giderken…Pencerenin önündeki koltuğa takıldı önce g&oum... Devamı

06 06 2006

MUTLULUK

Başaramadığımız nedir sizce en çok yaşamda? Mutlu olmak mı? Hep, nedenlere bağlıyoruz mutluluğu… Sonunda mutlu olamayınca da eksik olanları sıralayıp,bundan,şundan diyoruz…Param yok,evim yok,eşim yok,şansım yok,işim yok,dostum yok… Yok,yok yok…. Sonra,çıka geliyor biri ve;”sahip olmadıklarına üzülmek yerine sahip olduklarına sevinirsen mutlu olabilirsin” diyor…Düşünmeye başlıyoruz;”bizden üsttekilere değil,bir de alttakilere bakalım” diyoruz…Kıyaslar yapmaya başlıyoruz; “O benden iyi ama ben de şundan iyiyim hiç değilse…” Ayakkabım yok diye üzüleceğime, ayaklarım olduğu için sevinmeliyim…” demeye başlıyoruz…” Bu da yetmiyor bir süre sonra… Bunalımlarımıza geri dönüyoruz yeniden… Ne zaman yalnız kalsak ve ne zaman baksak içimize; yakalayabildiğimiz fırsatları unutup, kaçırdıklarımıza dövünmeye başlıyoruz…En çok da şanssızlığımız alıyor bundan payını… Oysa şans;donanımlı olarak fırsatlarla karşılaşmaktır…Ya donanımımız eksiktir fırsatla karşılaştığımızda,ya da o fırsatı yaratamamışızdır aslında… Ve unuttuklarımız vardır, göz ardı ettiklerimiz…Bir ev satın almakla bir yuvaya sahip olamayacağımızı,bir yatak satın almakla uykuyu alamayacağımızı,bir saat almakla zamanı,bir kitap almakla bilgiyi satın alamayacağımızı unutuyoruz… Okunmamış kitaplar vardır çoğumuzun kütüphanesinde…Bedelini ödesek bile, değerlendirip kendi süzgecimizden geçirip,kendi sonuçlarımıza ulaşmadığımız için, onlardaki bilginin bize yararı olmamıştır …Hiç yuva olamamış evler vardır,bahçesinde çocukların şen çığlığının işitilmediği…Bacasından tüten dumanın,bir acı kahveyi sevgiyle paylaşan i... Devamı

24 07 2009

HAYATA TUTUNMAK

      Etrafıma, görmek için baktığımda; anlatmaktan çok anlamak için bulunduğumuzu anlıyorum dünyada.Tabiatın bir parçası olan her şey çözülmesi gereken bilmeceye ait birer şifre gibi duruyor önümde…Umulmadık bir anda,beklenmedik yeni bir şey keşfedebiliyor;bir keşiften diğerine uzanan yolumda, mütebessim ve sürekli daha fazlasını isteyen tatminsiz  kaşifler gibi ilerliyorum Üstelik;olağanüstü normal bir zekayla ve -hiç biri unutulmaksızın- dünyaya gelen her insanın yakasına iliştiriliverilmiş özelliklerden kendi payına düşen bir kaçını sıkı sıkıya sahiplenmiş olarak…Bir ömür boyu yaşayıp, yolculuğunu tamamlayıp gitmiş,kendi payına nelerin düşmüş olduğunu hiç öğrenememiş olanları düşününce, “Farkındalık” diyorum daha çok bu sahiplenmeye…        Okul çağlarında hemen hepimizin yaptığı;” ıslak pamuk arasında tohum yeşertme” şeklinde hatırlatabileceğim deney, parmaklarımızın arasında gerçekleşen küçük bir mucizeden başka bir şey değil.Toprakla uğraşan insanların sürekli tanık olmaktan kanıksadığı bu mucizeyi,kendi steril yaşamlarında toprağa dokunamayan insanların keşfedebilmeleri için mükemmel bir deney.      Sonraki dönemlerde bir pencere ya da balkon saksısında bitkileri izleme fırsatı bulabilmiş olanların fark edebileceği daha başka mucizeler de var aslında…Kırılan dalını ya da yaprağını toprakla buluşturduktan sonra yeniden sürgün veren “sardunya” gibi bir çiçekten, buğulu ve tombul yapraklarının ucuna sanki eşit aralıklarla tek tek tutturulmuş gibi görünen minik fidancıklarını,rüzgarın her esişinde bir göz yaşı damlası gibi toprağa bırakıveren... Devamı