20 05 2006

YALNIZLIK



Merhaba yalnızlık!

Çokuncu defadır baş başayız işte yine…

     Hayatımın yanı başından geçenleri yine el çabukluğu ve büyük bir ustalıkla atıverdim uzaklara…Yok kardeşim,hayır!Geçeceksen uzaktan geç edasıyla…Sonra da oturmuş baş başa yalnızlığımla, acıyorum yalnız yanlarıma…

         En kötü zamanlarımda bile yaslanacak bir omuz,ağlayınca göz yaşımı silecek,şefkatle saçlarımı okşayacak bir el,beni teselli edecek,sarıp sarmalayacak bir yürek hasreti çeken ve bunu kendine bile itiraf etmekten kaçan ben….İşte şimdi yine her zamanki alışkanlığımla kucaklaşıyorum yalnızlığımla …

    Her zaman; “yalnız gelir ve yine yalnız gideriz” derim,bunu en iyi bilenlerden biri de benim…Oysa;güzel olurdu belki de paylaşmak…Sana sen kadar yakın biriyle;mutlulukları,acıları,sevinçleri ve hüznü…O alıversindi senin omuzlarından birazcık olsun yükü…Yoruluncaya kadar taşıyıp sonradan geri verse de,bu kısa süreli hafiflik bile yetebilirdi belli ki her şeyi yeniden göğüslemeye…Birliktelik dedikleri böyle bir şey olmalı…Benim yabancısı olduğum bir şey…

    Uçmayı öğrenip babamdan,bütün diğer kuşlar gibi uçup gittim yuvamdan…Kendi yuvamı kurdum sonraları…Yani kurdum sandım,ve bir nisan sabahı arkamı dönüp baktığımda,yuvasız bir kuş olduğumu gördüm  aslında...Koca bir ormanda, gelecek kışa dair hiçbir hazırlığımda yokken kalakaldım bir başıma…İşte o gün bu gündür yalnızlık diyorum öbür adıma…

     Göçüp gidebilirim göçmen bir kuş gibi bir başka diyara…Yepyeni ve alışılmamışa…Ya da kalabilirim bu bildik diyarda…Her ikisinde de pek farklı değil gerçi sonuç ya!

“Bir lodos lazım şimdi bana,

Bir kürek bir kayık….

Zulada birkaç şişe yakut,yer gök kırmızı

Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp

Düşer üstüme akşamdan kalma bir sabah yıldızı”

İşte tam da mırıldandığım parça şu anda….

      Duymak istediğim ses benden çok uzaklarda…Üstelik ben kendim attım onu bu kadar uzağa…Kendimi de uzaklara attım ben hep,yakın olmaktandı en büyük korkum belki de…Yakın ve savunmasız olmak,kendini akışa bırakmak ve bir kez daha incinerek tüm yaralarını kendi kendine iyileştirmeye çabalamak… Korkun vurulmaktansa ,gönlünce uçamazsın da…Gidip gidip gelirsin,kendi kendine izin verdiğin sınırlar arasında…

     Bir insanın çaresizliğine tanık oldum…Yenik düştüğü kanserin pençelerinde boğuşuyordu ölümle… Kısık bir şekilde benle konuşabilecek kadardı belki son kez duyduğum sesi…Sevdiklerinin gözlerinin önünde eriyordu  ve ellerinden kayıp gidiyordu …Sarıp sarmalamak istedim,öpüp okşamak onu bir anne şefkatiyle…Dokunmak istedim yüreğine son bir kere…

     Galata köprüsünde balık tutan adamı gördüm geçerken bir an göz ucuyla…Ben geçip gittim yoluma…Sonra o toplayıp tasını tarağını evinin yolunu tuttu…Vakfa ait eski bir binaya girdi…Tek göz oda evi dağınıktı…Bir yanda yatağı vardı,askıda birkaç yıpranmış pantolon, astarı sökük kirden rengi kaçmış bir ceket…Rutubet kokan izbe evciğinde dışarıdaki keşmekeşten uzaktı…Birazdan sapı kırık dibi yanmış kara tavasını küçük tüpün üzerine koyup, birkaç balık pişirip yanına da bir soğan kırıp afiyetle yiyecekti…Oh!ne güzel her şeye rağmen yaşamak!diyecekti yemekten sonra sigarasını yakarken…Keşke…O da böyle diyebilseydi…Her şeye rağmen ne güzeldi yaşamak….Yalnızlıkla da paylaşsan nefesini…

     Saat  on ikiyi çoktan geçmiş,arabam kabak olmuş…Arabacılar fare…Ayakkabımın tekini düşürmüşüm…Üstümde yırtık pırtık bir elbise…Şimdi ne yapacağım?diye düşünüyorum kendi kendime…Üvey annemin işkence dolu evi var bir yanımda…Öbür yanımda alıp başımı gitmek,bilmediğim diyarlara…

     Neden şimdi yalnızım?Neden benimle ne yapacağımı paylaşacak kimsem yok?Ben o kadar içindeyim ki,çıkıp karşıdan bakamıyorum resme…Karşıdan bakıp bana nerede olduğumu söyleyecek ya da alıp fırçayı beni başka bir yere konduruverecek kimsem yok…Hatta belki elimden tutup çekiverse bende göreceğim resimdeki beni ve alıp fırçayı elime kendim çizebileceğim olmak istediğim yere kendimi…

    Kal! Demeyi hiç beceremedim…Ne kendime ne de başka birine… Özgürlüğüme vurulacak bir kilit,ayaklarımı bağlayan bir halat,gönlümceliğe atılmış bir kement gibi geldi bana kal demek…İşte bu yüzden git ten yana oldum hep…

          

 

 Pencereme konan kırlangıcı kovup,o gidince de yalnızlığımdan şikayet ediyorum…

oysa bu benim kendi seçimim…

Çünkü  ona "kal" demedim...

2005/Bahçelievler

YADELFİN

14
0
0
Yorum Yaz